Antik Yunan döneminden beri insanlık için yaşam alanı olmuş bir yerdir Alaçatı. Havasını güzelliği, denizin turkuaza çalan eşsiz rengi ve durmak bilmeyen rüzgarına, bunlar yetmezmiş gibi evlerdeki mimari güzellik de eklenince Alaçatı en gözde çekim merkezlerinden biri oluyor.
Alaçatı diğer yazlık beldelere göre biraz farklılık gösteriyor, ege kasabalarının geneline bakıldığında mütevazi bir güzellik bulunurken Alaçatı'da ise mütevazilik ve şatafat içiçe geçmiş bulunmakta. Bu özelliğinden ötürü çok farklı bir konumu var burada şatafat kelimesini kullanırken öyle göze batan bir durumdan bahsetmiyorum ince ufak satır aralarına işlenmişlikten bahsediyorum.
Alaçatı fotoğraf anlamında son derece zengin bir yer. Mimari çekimlerinin yanı sıra her bir dükkanın, restaurantın, otelin, cafenin içi özenle dekore edilmiş hiçbir kılçık barındırmamakta, o nedenle gönül rahatlığıyla geniş açıyla çekim yapılabilir.
Ayrıca Alaçatı'da bulunan antikacılar da ise çok değişik malzemeler bulmak mümkün bir dükkana girdiğinizde emin olun en az yarım saat çıkamayacaksınız o kadar ince ayrıntılara kadar antikalar bulacaksınız ki emininm duygu dolu anlar yaşayacağınız zamanlar olacak.
Bu antikacı dükkanlarında klasik tabak, çanak, vazo tarzı antikaların yansıra çeşitli asker miğferlerinden, eskimiş entrümanlara, eski bir F-16 pilotunun uçuş anında taktığı başlığa ya da 1960 yıllarda çıkan Ses dergisinin albümlerini bulabilirisiniz. Ayrıca fotoğraf makinesi koleksiyonu yapmak istiyorsanız mutlaka buralara uğramanız gerek körüklü makinelerden tutunda şu ana kadar olan makine evrimini görebilirsiniz. Alaçatıyı sıradışı yapan yerlerden biriside içerisinde binbir çeşit ürün bulabileceğiniz bu antikacılardır.
Dükkanlardan çıkıpta kendinizi alaçatını sokaklarına vurduğunuzda gerek yerel halkın günlük yaşantıları gerekse işletmecilerin çevreye kattığı güzellikleri fotoğraflamanız mümkün her noktadan ne kadar derin baktığınıza bağlı olarak çok miktarda kare yakalamanız mümkün.
Alaçatıda gezerken meydandaki cafelerden ziyade sokaklar da biraz daha ilerleyip hayatın sıradanlığı içerisinde yaşayan insanların uğrak yerleri olan kahvehanelere oturup orada Alaçatı'nın ruhunu daha iyi anlamanızı ve soluklanmanızı tavsiye ederim.
Alaçatı'ya gidiş zamanı olarak senenin her zamanı gidilebilir ancak bahar ve yaz aylarında gidilmesinin hem pozitif hemde negatif yanları vardır, en basidinden kış aylarında giderseniz ziyaretçi sayısı az olacağında daha rahat çekim yapabilirsiniz sokaklarda insanlar olmadığı için istediğiniz kareyi elde etmeniz için beklemenize gerek kalmadan çekim yapabilirsiniz havanın kapalı olduğu günlerde siyah-beyaz çekimler yaparak hüzünlü fotoğraflar çekebilirsiniz ancak yaz aylarındaki renkliliği ve canlılığı bu zamanlarda yakalamanız mümkün değil.
Bahar aylarının avantajı ise Alaçatı genelde renkli fotoğraflar sunan bir mekan olduğundan bunu ışık açısından en iyi yakalayacağınız zaman dilimidir. Ayrıca dışarıya atılan renkli masa ve sandalyelerde size güzel görsellik sunar.
Burada tavsiyem her sene düzenlenen Alaçatı Ot Festivali'ne gitmeyi düşünüyorsanız önceliğiniz fotoğraf çekmek olmasın karmaşayı ve festivali görmek için gidin çünkü gerçekten o dönemlerde kalabalıktan dolayı fotoğraf çekmek tam bir işkenceye dönüşebiliyor. O yüzden fotoğraf gezilerinizi festivallere denk getirmezseniz daha rahat çekim yapabilirsiniz.






Yine muhteşem bir yazı olmuş. Fotoğraflar da bir harika.
YanıtlaSil