15 Nisan 2012 Pazar

Fotoğrafın Hikayesi 2 - Aşk Quartet'i


Bazen plan yapmadan çıktığınız olur sokağa elinizde fotoğraf makinesi etrafı tararsınız hayatın size sunacağı kareleri yakalayabilmek için.

Yağmurun sağnak şeklinde yağdığı çoğu insanın bırakın fotoğraf çekmek için ihtiyaçlarını karşılamak için bile sokağa çıkmaya üşendiği bir günde fırsar bu fırsat diye düşünüp makineyi kapıp atarsınız kendinizi dışarıya ilk düşündüğünüz şey objektifin camına yağmur damlacığı gelmemesidir. Hani olurda rüzgarın etkisiyle akıp gitmez leke bırakır diye, o yüzden yağmurun eğik yağışını hep sırtınıza alarak aksi tarafta fotoğraflar kovalarsınız, arkanızda olup bitenlerden habersiz. Bir ara yağmurdan fırsat bulup objektifin kapağını takıp arkaya dönersiniz ve işte dışarı çıkma sebebiniz karşınızdadır. Puslu bir hava havanın griliğinden kapkara olmuş bir deniz, martı ve bankta saçları uçuşarak yalnız başına oturan bir kız. 


Beklediğiniz kareyi bulmuş olmanın mutluluğunu yaşarken yaşam bir anda hikayeleşiverir uzaktan görünen bir oğlan çocuğu yavaş adımlarla yaklaşır kızın yanına önce hoş bir kaşılama olmuştur ama zaman geçtikçe işin rengi değişir. Sesler yükselir eller havaya kalkarak sağa sola hareketlenir, artık gözler konuşurken farklı yerlere bakmakta ayaklar sevdiği insanın aksi istikametini göstermektedir. 

Kaçınılmaz olarak birisi daha cesur davranarak döner arkasını ve hızlı adımlarla uzaklaşmaya başlar arkadan bir çift göz kararsızlık içerisinde bakakalır az önceki öfke nöbetinden eser kalmamıştır artık, önce karasızlık sonra kaybetmenin verdiği acı dalga dalga yayılır tüm hücrelerine hızlı karar vermeli ne yapmalıdır şimdi ?

Mantık ve hisler içiçe girmiş herşey allak bullak olmuştur. Sonra kalbinden gelen sıcaklığa meyil verir ve önce tiz bir haykırış... "dur". Tepki gelmeyince adım atmaya başlar yakalamak için yetmeyeceğini anlayınca tüm gücüyle koşmaya başlar, karşıdan gelen yağmur tanelerinin yüzüne çarpmasına rüzgarın saçlarını delicesine estirmesine aldırış etmeden. Durmaksızın yetişene kadar var gücüyle koşar, koşar, koşar...

Yetişmesiyle birlikte önce bir tepki gelir karşı taraftan beklenen tepki değildir bu, titreyen gözlerle yetiştiği kişiye bakar koşan karşısındaki ne kadar öfkeliyse o kadar şefkat ve hüzün dolu gözlerle bakar. Sonunda buzul ne kadar soğuk olursa olsun ateşin sıcaklığı onu da ertitir. Öfke dolu bakışlar yerini sevgi dolu bakışlara bırakır. Duygularda kopan fırtınalar dinmiş havaya inat sükunete ermiştir. 


İşte sokaklar böyledir ne zaman hangi şartta size ne sunacağını hiç bilemezsiniz...






11 Nisan 2012 Çarşamba

Tebdil-i Mekan IV * Alaçatı *



Antik Yunan döneminden beri insanlık için yaşam alanı olmuş bir yerdir Alaçatı. Havasını güzelliği, denizin turkuaza çalan eşsiz rengi ve durmak bilmeyen rüzgarına, bunlar yetmezmiş gibi evlerdeki mimari güzellik de eklenince Alaçatı en gözde çekim merkezlerinden biri oluyor.

Alaçatı diğer yazlık beldelere göre biraz farklılık gösteriyor, ege kasabalarının geneline bakıldığında mütevazi bir güzellik bulunurken Alaçatı'da ise mütevazilik ve şatafat içiçe geçmiş bulunmakta. Bu özelliğinden ötürü çok farklı bir konumu var burada şatafat kelimesini kullanırken öyle göze batan bir durumdan bahsetmiyorum ince ufak satır aralarına işlenmişlikten bahsediyorum. 

Alaçatı fotoğraf anlamında son derece zengin bir yer. Mimari çekimlerinin yanı sıra her bir dükkanın, restaurantın, otelin, cafenin içi özenle dekore edilmiş hiçbir kılçık barındırmamakta, o nedenle gönül rahatlığıyla geniş açıyla çekim yapılabilir. 

Ayrıca Alaçatı'da bulunan antikacılar da ise çok değişik malzemeler bulmak mümkün bir dükkana girdiğinizde emin olun en az yarım saat çıkamayacaksınız o kadar ince ayrıntılara kadar antikalar bulacaksınız ki emininm duygu dolu anlar yaşayacağınız zamanlar olacak.


Bu antikacı dükkanlarında klasik tabak, çanak, vazo tarzı antikaların yansıra çeşitli asker miğferlerinden, eskimiş entrümanlara, eski bir F-16 pilotunun uçuş anında taktığı başlığa ya da 1960 yıllarda çıkan Ses dergisinin albümlerini bulabilirisiniz. Ayrıca fotoğraf makinesi koleksiyonu yapmak istiyorsanız mutlaka buralara uğramanız gerek körüklü makinelerden tutunda şu ana kadar olan makine evrimini görebilirsiniz. Alaçatıyı sıradışı yapan yerlerden biriside içerisinde binbir çeşit ürün bulabileceğiniz bu antikacılardır.

Dükkanlardan çıkıpta kendinizi alaçatını sokaklarına vurduğunuzda gerek yerel halkın günlük yaşantıları gerekse işletmecilerin çevreye kattığı güzellikleri fotoğraflamanız mümkün her noktadan ne kadar derin baktığınıza bağlı olarak çok miktarda kare yakalamanız mümkün. 

Alaçatıda gezerken meydandaki cafelerden ziyade sokaklar da biraz daha ilerleyip hayatın sıradanlığı içerisinde yaşayan insanların uğrak yerleri olan kahvehanelere oturup orada Alaçatı'nın ruhunu daha iyi anlamanızı ve soluklanmanızı tavsiye ederim.



Alaçatı'ya gidiş zamanı olarak senenin her zamanı gidilebilir ancak bahar ve yaz aylarında gidilmesinin hem pozitif hemde negatif yanları vardır, en basidinden kış aylarında giderseniz ziyaretçi sayısı az olacağında daha rahat çekim yapabilirsiniz sokaklarda insanlar olmadığı için istediğiniz kareyi elde etmeniz için beklemenize gerek kalmadan çekim yapabilirsiniz havanın kapalı olduğu günlerde siyah-beyaz çekimler yaparak hüzünlü fotoğraflar çekebilirsiniz ancak yaz aylarındaki renkliliği ve canlılığı bu zamanlarda yakalamanız mümkün değil.

Bahar aylarının avantajı ise Alaçatı genelde renkli fotoğraflar sunan bir mekan olduğundan bunu ışık açısından en iyi yakalayacağınız zaman dilimidir. Ayrıca dışarıya atılan renkli masa ve sandalyelerde size güzel görsellik sunar. 

Burada tavsiyem her sene düzenlenen Alaçatı Ot Festivali'ne gitmeyi düşünüyorsanız önceliğiniz fotoğraf çekmek olmasın karmaşayı ve festivali görmek için gidin çünkü gerçekten o dönemlerde kalabalıktan dolayı fotoğraf çekmek tam bir işkenceye dönüşebiliyor. O yüzden fotoğraf gezilerinizi festivallere denk getirmezseniz daha rahat çekim yapabilirsiniz.