24 Ekim 2014 Cuma

#moviecolic 12 YEARS A SLAVE

2013 yılında Steve McQueen yönetmenliğinde çekilen filmde 1841 yılında yukarı New York'ta özgür bir şekilde yaşayan müzisyen bir zencinin oyuna getirilerek nasıl köleye dönüştürüldüğünü anlatılıyor.

Solomon Northup'ın gerçek hayat hikayesini kaleme almasından yıllar sonra çekilen bu film. Amerika Birleşik Devletler'inin bahsedilen yıllarında köleliğe nasıl bakıldığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

Özgür bir adamın günün birinde tekrar özgürlüğüne kavuşacağına olan inancı sayesinde, karşılaştığı türlü zorluklara karşı koyması akıcı ve etkileyici bir şekilde bize sunuluyor.

http://www.imdb.com/title/tt2024544/?ref_=nv_sr_1





23 Ekim 2014 Perşembe

#bookworms HAYVAN ÇİFTLİĞİ - GEORGE ORWELL

İngiliz yazar George Orwell'in 1943 ve 1944 yıllarında yazmış olduğu bu kitap İngiltere kırsalındaki bir çiftlikteki hayvanların insanlara karşı ayaklanmalarını, bu ayaklanma sonucunda yönetimi ele geçirmelerini anlatıyor.

George Orwell diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitapta hayvanlar üzerinden aslında günümüzde "eşitlik" ve "özgürlük" adı altında yola çıkan yöneticilerin, idare ettikleri topluluğa bu isim altında neler getirmiş olduklarını net bir şekilde ortaya koyuyor.

"Bütün hayvanlar eşittir" yaklaşımı zamanla
"Bütün hayvanlar eşittir ancak bazı hayvanlar daha eşittir" yaklaşımına dönüşüyor.

Bu kitabı okuduğunuzda toplulukların nasıl etki altına alındıklarını, görünenin aslında göründüğünden çok daha farklı bir boyutta olduğunu anlamamıza katkı sağlayacak.





30 Kasım 2012 Cuma

Baroque Ensemble "La Folia" Konseri


1977 yılında 16., 17. ve 18. yy yüzyılın repertuarını yine o devrin enstrümanlarıyla yorumlamak amacıyla Madrid'te kurulan Barok Topluluk " La Folia" dün gece Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezinde ilginç bir konser verdi. La Folia devrin esntrümanlarıyla barok müzik alanında İspanya'nın en uzun soluklu olmuş grubudur. Dün geceki konserde "Don Kişot ve diğer eserler" adı altında modern romanın kurucu eseri kabul edilen tüm zamanların en etkileyici kitaplarından biri içinde Miguel de Cervantes tarafından tasvir edilmiş ünlü asilzadenin maceralarına atıfta bulunan iki müzikal çalışmanın seslendirildiği bir konser oldu.



Konserin ilk bölümü Johann Sebastian Bach'ın iki flüt ve sürekli bas için BWV 1039 triosonatıyla başladı ardından sırasıyla Andrea Falconiero, Diego Ortiz, ve Alper Maral gibi bestekarların eserleriyle devam etti.

Konserin ikinci bölümü Santiago de Compostela Katedrali'nde müzik direktörü olan kompozitör Jose de Vaquedano'nun üçlü sonatıyla başladı. Yine sırasıyla Pietro Antonio Locatelli, Ricardo Llorca ve Georg Philipp Telemann eserleriyle sonlandı.

Klasik müziğin başlangıcı kabul edilen Barok Müziğin bu eserlerinin Blok flütlerde Pedro Bonet (Şef), Belen Gonzalez Castano, Viola da Gamba'da Aurora Martinez, Huidobro (Klavsen)' de Sara Johnson icra etti.











                                        

12 Kasım 2012 Pazartesi

Fotoğrafın Hikayesi 3 - ND Filtre


Bir akşamüstü Foça. Geçtiğimiz ilkbahardan beri planlıyordum bu fotoğrafı çekmeyi, bu kayaların olduğu yere gelip ND filtreyi takıp dalgaların ve bulutların hareketlerini yakalamak istiyordum. Bu tarz fotoğrafları çekmek için en uygun zaman bulutlu havalardır, yazları da İzmir'de bulut pek gözükmediğinden sonbaharı beklemek en iyisidir mantık olarak. Ama fotoğraf söz konusu olduğunda arzularım daha ağır bastı bulut var mı yok mu demeden yazın atladım arabaya fotoğrafı çekeceğim yerin yolunu tuttum. Foça'daki bu yere vardığımda karşılaştığım manzara karşısında şok oldum normalde ıssız kimsenin olmadığı bu yer, sevgili yerel bir yatırımcımız tarafından paralı plaja dönüştürülmüş her taraf insan kaynıyor. Tabi hüsran aynı yolu gerisin geriye döndüm buraya tekrar gelmek için 3 ay beklemem gerekti ve sonunda yağmur bulutlarının günlerdir İzmir semalarında dolaştığını zamanlarda tekrar Eski Foça'nın yolunu tuttum. Bir fotoğrafçı için en tehlikeli zamanlar günün batmakta olduğu saatlerdir çünkü güneş o kadar hızlı batar ki bir hata yaptınız mı onu telafi etme şansınız ertesi güne sarkabilir ki bu da benim hiç istemediğim bir durum. Bu nedenle önceden ne yapacaklarımı tasarlayarak makine ayarlamalarımı yaptım tripod'u kurdum. Lens olarak Canon 10-22 mm lensimi filtre olarak da B+W 10 stopluk ND (Neutral Density) filtersini kullandım. Manuel focus f.9, mod Bulb modu ve bastım kablo denklanşörüme, denklanşör düğmesini kilitledikten sonra sıra geldi beklemeye hava kararmak üzere olduğundan bu da yetmezmiş gibi ND filtre kullandığımdan uzunca bir süre beklemem gerekti istediğim ışık değerinde fotoğrafı elde etmem için sonuç olarak 183 sn sonunda yukarıdaki fotoğrafı elde ettim. Bu arada havanın bi anda pembeleşmesi de yedi aylık beklemenin bonusu olsa gerek :)

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Refik Fersan Huzzam Saz Semayissi Hikayesi

Refik Fersan ile eşinin klasik kemençe ve tanbur eşliğiyle yapmış oldukları bu kaydı dün Bornova'da eski bir Ermeni evinin bahçesinde kurma gramafonda dinledim. Plağın üzerine eserin adı günümüz harfleriyle ve osmanlı harfleriyle yazılmış. 


Bu harkulade eseri dinlerken bir yandan da hikayesini dinlemek son derece keyif verici.


Plağın kayıt yapıldığı yer Yeşilköy, plak şirketi Sahibinin Sesi. Kayıt yapılan yer tren yolunun hemen yanında imiş, o dönemlerde sadece İngiltere'den gelen ses mühendisi bu kayıtları yapabiliyormuş, geldiğinde de ancak 1 ay kalabildiği için alabildiğince talep oluyormuş o nedenle kayda gelen sanatçıların sadece bir şansları oluyormuş, kum saati çevriliyor kayıt başlıyor ve kum saatinin dolmasıyla kayıt son eriyormuş takriben ikibuçuk dakika, eğer kayıt esnasında  stüdyonun yanından geçen trenin makinisti düdüğüne asılırsa vay o sanatçının haline kayıt gelecek seneye kalıyormuş ancak iki isim bu durumdan müstesna, onların ilk kayıtlarında bir sorun oluşması durumda ikinci bir şans tanınıyormuş bu sanatçılar ise Tanburi Cemil Bey ve Munir Nurettin Selçuk.



17 Temmuz 2012 Salı

Süleyman Erguner Miraciye Konseri CRR


Uzun bir aradan sonra Süleyman Erguner hocamın geçtiğimiz miraç kandilinde vermiş olduğu konserle dönüş yapalım blogumuza.

Süleyman Erguner'in Osmanlı döneminde miraç kandillerinde okunan "miraciye"yi müziğimize geri kazandırmak için uzun zamandır çalışmalar yapmaktaydı. Geçtiğimiz yıl benimde bizzat öğrenciliğini yaptığım dönemde Fatih Camii müezzini Ali Rıza bey başta olmak üzere diğer gazelhan arkadaşlar ve ekibimizle birlikte inceden inceden icra edilmeye başlanmıştı. Hatta Kahramanmaraş konseri sonrası orada yapılmak üzere olan devasa caminin akustiği halılar serilerek bozulmadan önce caminin içerisinde kayıt yapılması bile gündeme gelmişti lakin eserin uzunluğu ve zamanın darlığı sebebiyle bu proje rafa kaldırılmıştı.

Geçtiğimiz Haziran ayının 16. gecesi diğer bir deyişle miraç kandinin olduğu gece bu eser Cemal Reşit Rey Konser Salonunda sanat severlerin beğenisine sunuldu. Burada belirtmeden geçemeyeceğim organizasyon tarihi konserden 1 aydan daha kısa bir zaman önce haber verildiği için hazırlıklar çok hızlı bir şekilde yapıldı ,İBB ve CRR tarafından reklamının yeterli miktarda yapılamadığından bence yeterli ilgiyi göremedi, böyle bir eserin geniş bir yankı uyandırması gerekirken bu konuda biraz yetersiz kalındığının kanaatindeyim.


Konserin içeriğine geldiğimizde eser çok uzun olduğundan -sadece eserin kendisinin icrası yaklaşık 2 saat sürüyor- Süleyman Erguner bunda bazı düzenlemelere giderek konserde olabilecek en verimli zaman dilimini ayarlamış belirli kısımlardan feragat etmiş. Konser ilk olarak Süleyman Erguner'in miraciye hakkında bilgiler içeren bir sohbetiyle başladı ardından eserin icrasında geçildi yaklaşık olarak 1 saat süren miraciye icrasından sonra daha bilindik eserler çalındı. Bu son kısımda miraciyenin geleneklerinden olan sema-i şerif semazenler tarafından gerçekleştirildi. Son olarak niyaz ilahisiyle birlikte konser son buldu. 

Konserde Süleyman Erguner'e birbirinden değerli saz üstadları eşlik etti, klasik kemençede Hasan Esen, perküsyonda Mert Nar ve benimde Mercan Dede'nin konserinden tanıdığım Mercan Dede'nin eski neyzeni Burak Malçok o enfes nefesiyle Süleyman Erguner'e eşlik eden neyzenlerden bir tanesiydi.



15 Nisan 2012 Pazar

Fotoğrafın Hikayesi 2 - Aşk Quartet'i


Bazen plan yapmadan çıktığınız olur sokağa elinizde fotoğraf makinesi etrafı tararsınız hayatın size sunacağı kareleri yakalayabilmek için.

Yağmurun sağnak şeklinde yağdığı çoğu insanın bırakın fotoğraf çekmek için ihtiyaçlarını karşılamak için bile sokağa çıkmaya üşendiği bir günde fırsar bu fırsat diye düşünüp makineyi kapıp atarsınız kendinizi dışarıya ilk düşündüğünüz şey objektifin camına yağmur damlacığı gelmemesidir. Hani olurda rüzgarın etkisiyle akıp gitmez leke bırakır diye, o yüzden yağmurun eğik yağışını hep sırtınıza alarak aksi tarafta fotoğraflar kovalarsınız, arkanızda olup bitenlerden habersiz. Bir ara yağmurdan fırsat bulup objektifin kapağını takıp arkaya dönersiniz ve işte dışarı çıkma sebebiniz karşınızdadır. Puslu bir hava havanın griliğinden kapkara olmuş bir deniz, martı ve bankta saçları uçuşarak yalnız başına oturan bir kız. 


Beklediğiniz kareyi bulmuş olmanın mutluluğunu yaşarken yaşam bir anda hikayeleşiverir uzaktan görünen bir oğlan çocuğu yavaş adımlarla yaklaşır kızın yanına önce hoş bir kaşılama olmuştur ama zaman geçtikçe işin rengi değişir. Sesler yükselir eller havaya kalkarak sağa sola hareketlenir, artık gözler konuşurken farklı yerlere bakmakta ayaklar sevdiği insanın aksi istikametini göstermektedir. 

Kaçınılmaz olarak birisi daha cesur davranarak döner arkasını ve hızlı adımlarla uzaklaşmaya başlar arkadan bir çift göz kararsızlık içerisinde bakakalır az önceki öfke nöbetinden eser kalmamıştır artık, önce karasızlık sonra kaybetmenin verdiği acı dalga dalga yayılır tüm hücrelerine hızlı karar vermeli ne yapmalıdır şimdi ?

Mantık ve hisler içiçe girmiş herşey allak bullak olmuştur. Sonra kalbinden gelen sıcaklığa meyil verir ve önce tiz bir haykırış... "dur". Tepki gelmeyince adım atmaya başlar yakalamak için yetmeyeceğini anlayınca tüm gücüyle koşmaya başlar, karşıdan gelen yağmur tanelerinin yüzüne çarpmasına rüzgarın saçlarını delicesine estirmesine aldırış etmeden. Durmaksızın yetişene kadar var gücüyle koşar, koşar, koşar...

Yetişmesiyle birlikte önce bir tepki gelir karşı taraftan beklenen tepki değildir bu, titreyen gözlerle yetiştiği kişiye bakar koşan karşısındaki ne kadar öfkeliyse o kadar şefkat ve hüzün dolu gözlerle bakar. Sonunda buzul ne kadar soğuk olursa olsun ateşin sıcaklığı onu da ertitir. Öfke dolu bakışlar yerini sevgi dolu bakışlara bırakır. Duygularda kopan fırtınalar dinmiş havaya inat sükunete ermiştir. 


İşte sokaklar böyledir ne zaman hangi şartta size ne sunacağını hiç bilemezsiniz...